VENEDİK'TE BİR VAHA: LİDO ADASI


Geçtiğimiz kış Venedik'e gittiğimizde, Lido Adası'na 15 dakika uğrayıp bir şey anlamadan geri dönmüştük. Baharda gittiğimizdeyse hem Venedik'ten daha uygun fiyatlı oluşu, hem de Venedik'in kalabalığından kaçabilmek için Lido'da kalmaya karar verdik.


Venedik inanılmaz bir yer, ama limana aynı anda yanaşan dört tane kruvazör olunca yoğunluktan biraz uzaklaşmak iyi geliyor

Bilen bilir, biz bilmiyorduk; Lido kelimesi İngilizce'de açık hava plaj veya havuz anlamına geliyor, İtalyanca'da ise kıyı demek; çünkü Lido Adası, 1857 yılında Avrupa'da plajına denize girme amacıyla tesis kurulan ilk yer ve bu konsept Avrupa'ya Lido'dan yayılıyor.

Denizi Adriyatik'in diğer yerlerine göre vasat sayılabilir; ancak sığ ve dalgasız denizi ve uzun aralıksız kumsalıyla 19. ve 20. yüzyılda Avrupa'nın en şaşalı plaj günleri burada yaşanıyor. Dünyanın ilk film festivali olan Venedik Film Festivali de 1932 senesinde plajın hemen önündeki Hotel Excelsior'un terasında gerçekleştiriliyor. 2. Dünya Savaşı zamanında güvenlik sebebiyle festival birkaç kez farklı yerlerde yapılmış olsa da, festivalin yıllardır değişmeyen yeri Lido Adası.

Bu arada ufak bir not; Venedik'teki hemen her türlü sanat organizasyonunda olduğu gibi Venedik Film Festivali de Venedik Bienali'nin organizasyonu. Türkiye ve bir çok farklı ülkede yapılan bienal sergileri, Venedik'teki modelden türetilen sergi etkinlikleri olarak iki senede bir gerçekleşiyor. Venedik Bienali ise bizim alıştığımız konseptten çok daha yoğun bir şekilde, sergi, tiyatro, müzik ve film festivali gibi her türlü sanat etkinliğini sahiplenmiş büyük bir organizasyon ve Venedik'te hem kültürel hem de fiziksel olarak büyük bir alan işgal ediyor. Sergi gezmek istemiyorsanız bile, Venedik'teki en büyük yeşillik olan Bienal Bahçesi'nde çimlere uzanıp lagündeki yoğun deniz trafiğini izlemenin keyfini çıkarabilirsiniz.


Üst: Venedik'teki Bienal Bahçesi. Alt: Rialto Köprüsü'nden Büyük Kanal

Lido, 19. yüzyılın sonlarında hem altın rengi kumsalı, hem de sanat ortamı çevresinde şekillenen entelektüel ortamdan beslenerek Avrupa'nın elitleri arasında aşırı popülerleşmiş. Bu popülerliğe karşılık, adaya doluşan zenginleri ağırlamak için iki devasa hotel, Hotel des Bains ve Hotel Excelsior inşa edilmiş. Daha varlıklı olanlar ise kendilerine Art Nouveau ve Art Deco tarzında, villa dedikleri ama villa demeye dilimin varmadığı, bir nevi küçük saraylar yaptırmış. Aşağıdaki üç fotoğraf bu "villaları" özetliyor.




Bugün Lido, eski popülerliğini çoktan yitirmiş durumda, daha çok Venedik'teki kaostan kaçmak ve modern şehir alt yapısından faydalanmak isteyen Venedikliler burada yaşıyor. Bir zamanlar dünyanın en meşhur film yıldızlarını ağırlayan, İngiliz Hasta filminin çekimlerinde kullanılan ve Thomas Mann'ın Death in Venice kitabının ve kitaptan uyarlanan filmin de mekanı olan Hotel des Bains ise kapanmış, ve bir ihtimal rezidans olarak satılmayı bekliyor.


Hotel des Bains'in parlak günlerinden bir posta kartı

Film Festivali'nin binası ve Hotel Excelsior ise festival sezonu dışında adeta terk edilmiş bir bölge gibi duruyor. Buna karşılık Lido'daki turizmciler, sürdürülebilir turizm ile adayı tekrar canlandırmak; bunu yaparken de Lido'yu Venedik'teki acımasız kitle turizminden korumak adına çalışmalar yapıyormuş.


Üst: Finansal yetersizlikten kapanan Hotel des Bains ve plajı. Alt: Venedik Film Festivali binası.

Velhasıl, bu yazının kafamdaki başlığı: Venedik'e gittiğinizde neden Lido Adası'nda kalmalısınız? ama bu tarz başlıklar koymadığım için asıl niyetimi buraya sakladım.


Çünkü Venedik biraz kalabalık olabiliyor

Venedik havalar ısınmaya başladığı andan sonra epey kalabalık bir hal alıyor ve Venedik'teki otellerin fiyat - kalite oranı ziyaretçileri tatmin etmekte zorlanıyor. Ayrıca Venedik'in dar sokaklarında bavulunuzla sürekli köprülerden geçerek otelinizi bulmaya çalışmak da pek keyifli bir iş değil.

Lido Adası ise Venedik San Marko Meydanı'ndan vaporetto ile sadece 20 dakika sürüyor ve Venedik'in yoğunluğundan sonra Lido'ya ulaşmak gerçek bir mutluluk oluyor.


Lido'nun mütevazı bahçeleri ve yine "villaları"

Lido Adası, Venedik'in kara taşıtı kullanılan tek adası sanırım; arabaylasanız feribot ile aracınızı adaya kadar getirebilirsiniz, ama Lido'da arabaya ihtiyacınız olmayacak kesinlikle.

Lido 11 kilometrelik plajıyla deniz boyunca uzanırken, Venedik'e bakan kıyısı ile plaj arasındaki mesafe 700 metreyi geçmiyor. Yani Venedik'ten geliyorsunuz, tekneden inip 700 metre yürüyünce plaja ulaşıyorsunuz. Hotelinizi Santa Maria Elisabetta caddesine yakın seçerseniz, hem plaja hem de Venedik'e giden vaporetto iskelesine çok yakın olursunuz.

Lido, Venedik kadar eskinin hüküm sürdüğü bir yer olmasa da, liberty mimarisi ve dokusuyla otantik bir yer. Murano - Burano Adaları gibi turist kafilelerine satılan turlarla da alakası olmadığı için; ferah ve yeşil sokakları, dondurmacıları, sokağın üstüne açılan pizzacıları, turistten ziyade yerel halkının oluşturduğu hareketlilik ve bahçeli "villalarıyla" küçük bir vahaya dönüşüyor.

Biz akşam yemeklerinde de Lido'yu tercih ettik; Venedik'te çoğu restoran kitle turizmi sebebiyle derin bir bezginlikle servis yaparken, Lido'da daha sakin ve samimi mekanlar bulduk.


Grande Albergo Ausonia & Hungaria Hoteli. Tarihi eser olarak koruma altında, Art Deco mimarisinden etkilenmezseniz ayıp edersiniz.

Venedik Marco Polo Havalimanı'na indiğinizde, Lido'ya direkt gitmek isterseniz havalimanın içindeki tekne tabelalarını takip ederek Alilaguna firmasının Lido'ya giden teknesine binebilirsiniz. Genelde 30 - 40 dakikada bir tekne oluyor. Venedik'e giden tekneler de buradan kalkıyor. Tekne ücreti kişi başı 15 €. Venedik'e giden tekneler de zaten aynı fiyat. Daha ucuza gitmek isterseniz havalimanından otobüsle Venedik'e gidip, Venedik'ten vaporetto'ya da binebilirsiniz. Venedik'teki ulaşım biletleri ve fiyatlarıyla ilgili daha fazla okumak için Venedik yazıma bakabilirsiniz.


Venedik ve Lido arasında ulaşım için de Lido iskelesinden en fazla 10 dakikada bir kalkan vaporettolarla Venedik'e gidebilirsiniz. Gece servisi yapan vaporettolar da mevcut. Vaporettoların hemen hepsi Venedik tren ve otobüs istasyonunun yakınındaki Piazzale Roma'ya kadar gidiyor. Vaporetto'yu kullanabileceğiniz kabaca 3 farklı rota var; ya Venedik'in ortasından geçen Büyük Kanal'dan, ya Venedik'in sağ dışından turlayarak ya da Venedik'in sol dışından turlayarak gidebiliyorsunuz. Rotalar kolay anlaşılıyor, iskeleye gittiğinizde birine sorabilirsiniz, görevliler de oldukça yardımsever ve çoğu İngilizce biliyor.

Vaporetto saatlerini telefonunuzda görüntülemek isterseniz, ben android telefonuma Orari ACTV uygulamasını indirdim; bütün hatları, süreleri ve durakları kolaylıkla görüntüleyebiliyorsunuz, app store'da muadilini bulamadım.


Lido'daki mezarlık bugüne kadar gördüğümüz en bakımlı mezarlıktı. Denizciler neşeli insanlarmış sanırım.

#VenedikGezisi #VenedikGeziRehberi #LidoAdası #İtalyaGeziRehberi #İtalyaGezisi