VENEDİK: SANKİ ORTA ÇAĞ ÇOK GÜZELMİŞÇESİNE


Venedik üzerine hiç düşünmediğim bir yermiş.

Nedense Venedik ile ilgili duyduğum hikayeler genelde olumsuzdu ya da hiç hikaye yoktu. En çok duyduğum Venedik'in aşırı turistik olduğu ve pahalılığıydı.

Öyle ki altı üstü 3 gece kalmak üzere giderken, neyse ya sıkılırsak Trieste'ye filan uğrarız diye düşünerek alternatif plan yaparak yola çıktık. Ve tabi ki vaziyet bu şekilde gelişmedi.


Rialto Köprüsü 400 yıllık tarihiyle Grand Canal'ın en gözde yapılarından

Ulaşım

Venedik'e ulaşmak için en kolay yol Venedik Marco Polo Havalimanı'na uçakla gelmek. Buradan Venedik'e gitmek için, direk havalimanından Venedik'e giden tekneler var, ya da otobüs ile Mestre'ye (8€ - 20 dk), Mestre'den de tren ya da otobüs ile Venedik'e (2.5€ - 10 dk) ulaşabilirsiniz. İkinci alternatif çok daha ucuza geliyor tabi.

Başka şehirlerden gelecekseniz, Milano'dan hızlı tren ile 2.5 saat, Bologna'dan ise 1.5 saat sürüyor Venedik Sta Lucia tren istasyonuna ulaşmak.

Unutmayın ki Venedik'te araç kullanmak diye bir şey yok. Arabayla gelirseniz, aracınızı şehrin girişindeki dev otoparka bırakmanız ve günlük 20-25 € gibi bir park ücreti ödemeniz gerek.

Venedik Lagünü içindeki ulaşımınızda genelde vaporetto denilen minik tekneleri kullanacaksınız. Kalabalık bir grupsanız ya da kalın bir cüzdan sahibiyseniz deniz taksi ya da gondol da kullanabilirsiniz. Vaporettolar çok pratik, büyük kanal boyunca sık sık duraklar var, 24 saatlik sınırsız kullanım 20 €, 2 günlük 30 €, 3 günlük 40 € diye gidiyor fiyatları. Tek seferlik bilet alırsanız 7.5 €

Vaporetto kartıyla Venedik lagünündeki diğer adalara da ulaşabiliyorsunuz. Dolayısıyla Burano ve Murano adalarını gezmek için günlük turlara yazılmanız dünyanın en gereksiz şeyi olabilir. Gondollara anladığımız kadarıyla maksimum 6 kişi binebiliyor. Yerel yönetim, gondolcuları koruyabilmek için bazı standartlar getirmiş ve gondol ücreti de 45 dakika için 90 € olarak belirlenmiş. Yine de sokakta gezerken gondolcular size yaklaşıp pazarlık için yem atıyorlar. Rivayete göre sıkı bir pazarlıkla (bizdeki çiçekçi pazarlığına benzer) süreyi biraz kısaltıp 30 - 40 € seviyelerine ulaşmak mümkünmüş. Biz binmedik, binenleri izlemekle yetindik.

Konaklama

Venedik'te en büyük masraf kalemi oteller. Biz aralık ayında gittiğimiz için düşük sezon fiyatlarına bakarak karşılaştırma yapabiliyorum, fiyatlar Amsterdam ayarındaydı.

Peki otel masrafını en az yarısına indirmek mümkün mü? Mümkün. Biz Mestre'de kaldık mesela, otelimizi de tren istasyonunun tam karşısında seçtik. Böylece Mestre'de hiç vakit kaybetmeden her gün 10 dakikada Venedik'e gittik geldik.

Trenler sabahtan akşama kadar 3-5 dakikada bir kalkıyor. İtalya'da tren kodlama ve istasyonda trenin hangi peronda olduğunu bulma işi biraz karışık. Süreci kolaylaştırmak için makineden biletinizi alırken trenin koduna bakmayı unutmayın. Sonra biletinizde kod mod yazmıyor, ben her gün ısrarla baktım ve göremedim.

Tekrar gidersek, Venedik'in hemen karşısındaki Lido Adası'nda kalmayı da düşünebiliriz diye kendimize not aldık. Lido adası tarihi bir yer değil, ama sık sık vapur kalkıyor ve Venedik'e ulaşmak açısında bu anlamda pratik. Arkasında ise boydan boya plaj var, yazın yolunuz düşerse aklınızda olsun. Bu arada Venedik Film Festivali de aslında her yıl Lido Adası'nda gerçekleşiyor.

Venedik'i bugüne kadar yeterince övmemiş olan insanlardan bir açıklama bekliyorum.

Tren istasyonundan dışarı çıktığımızda şehir bizi muhteşem kanalıyla karşılıyor. Kendimizi ufak tefek teknelerden oluşan ve neredeyse 800 küsür yıldır değişmemiş bir şehrin ortasında buluyoruz. Sokaklar çok karışık, ilk gün bir yerden bir yere gitmemiz gerçekten saatler sürüyor. Etrafta San Marco Meydanı'nı ve Rialto Köprüsü'nü gösteren tabelalar var, ama onları takip ederek bile sürekli kanallar tarafından yolumuz kesiliyor.

Kış olduğu için hava 16:30'da kararıyor, bir yandan sağanak var ve karanlığın bastırmasıyla, o çok turistik dedikleri Venedik sokaklarında tek bir insan bile görmüyoruz. Orta çağda gezintiye çıkmışçasına mutluyum. Yağmur ve aqua alta'ya (suların yükselmesi) rağmen etrafta ne koku ne de sinek var kimilerinin söylediği gibi. Hatta ne kadar temiz sokaklar, herhalde kimse burada yere çöp atmaya kıyamıyordur diye konuşuyoruz aramızda.


Venedik 118 tane ada üzerinde 400 tane köprüden oluşuyor. Burası 6 - 7 yüzyıl civarlarında, savaştan kaçan insanların sığındığı ve lagündeki kumlu toprakların üzerine büyük bir uğraşla ağaç kütüklerinden temeller yaparak muazzam yapılar diktiği şehir. Ormanlık bir bölge olmadığı için suya dayanıklı bu ağaç kütükleri Slovenya'dan getirilerek kullanılmış. Kütüklerin tamamı boydan boya tuzlu suyun içinde olduğu için, havayla temas etmediğinden mantar ve bakteri türleri ağacı daha az çürütebiliyormuş, deniz suyu da akıntılarla yıllar içerisinde ağaçları fosil gibi taşlaştırıp daha dayanıklı hale getirmiş.

Venedik'teki mimariye baktığınızda yadsınamaz bir Doğu etkisi görüyoruz. Venedik tarihi konusunda ise aşırı cahiliz. Sonra açıp okuyunca, buranın kültürel olarak Bizans'tan ve Mısır'dan beslendiğini öğreniyoruz. Hatta buranın tarihte belki de en çok bağının olduğu şehir İstanbul.

Lagün'deki kanalların derinliğini iyi bildikleri için, denizden saldırılara karşı kendini iyi koruyan Venedik, kendisini denizcilik anlamında herkesin bildiği üzere çok geliştiriyor. Öyle ki 13. yüzyılda 3300 adet gemisi olduğu biliniyor ve deniz üzerindeki ticaret yollarını da elinde tutarak Avrupa'nın en zengin şehri oluyor. Öyle bir zenginlik ki modern muhasebenin temellerini atmışlar.


Bizans ile aralarında enteresan bir bağ var, bir yandan birbirlerini desteklerken, 1204'teki Haçlı Seferleri sırasında Venedik Dükası ile Bizans İmparatoru arasında bir anlaşmazlık çıkıyor ve Venedikli gemiciler İstanbul'da ne var ne yok yağmalayarak Venedik'e getiriyor. Ayasofya başta olmak üzere bütün kiliseler ve hipodromlarda ne var ne yok götürmüşler. Bunlardan en meşhuru da Hipodrom'un girişinden araklanan bronz at heykelleri. Bugün atlar San Marco Bazilikası'nın içinde muhafaza edilirken, dışında ise replikaları sergileniyor.

Bu dönemde Venedik'te inşaa edilen dini yapıların çoğunda Bizans etkisi mevcut. Daha ilginci, buradaki kilise mozaiklerinin yapımında Bizans'tan sanatçılar getirilmiş olması, hatta bazı kiliseler için direk İstanbul'daki kiliselerdeki mozaiklerden seçilip birebir kopyalarının yaptırılmış olması. San Marco Bazilikası'nda da bunlardan örnekler mevcut. İstanbul'daki Havariyyun Kilisesi gibi mozaiklerin orijinallerinin olduğu yapılar ise maalesef Osmanlı döneminde yıkılmış.


Venedikli tüccarların bir ayağı hep şarktaymış. Türkler ile de çok fazla ticaret yapan Venedik'e sık sık Türk tüccarlar da gelirmiş. Grand Canal'ın hemen üzerindeki Doğa Tarihi Müzesi'nin eski adı Fondaco dei Turchi, yani Türk Hanı. Türkler burada konakladığı için ismi bu şekilde kalmış, özellikle bu handa kalmalarının sebebi ise, Venedik ile savaş döneminde gerilen ilişkiler sebebiyle iki toplum arasında doğan gerilimden tüccarları koruyup, emniyet içinde ağırlanmalarını sağlamak içinmiş. Bir yandan da bir nevi Türk gettosu olduğu da söyleniyor; çünkü tüccarların giriş çıkış saatleri ve yapıp yapamayacakları şeyler ile ilgili kısıtlamalar uygulanmış.

Bu arada getto kelimesi de Venedik'ten geliyor. Venedik'e çalışmak için gelen Yahudiler, Getto adı verilen adaya yerleştirilmiş. Gündüz saatlerinde yalnızca çalışmak için dışarı çıkabilen Yahudiler, gün batımında buraya dönmek zorundalarmış.


Tarihi daha fazla uzatmamaya çalışaraktan, görülecek yerler:

San Marco Meydanı, San Marco Bazilikası ve buradaki müzeler. Correr Müzesi, Arkeoloji Müzesi, meşhur Kütüphane ve tabi ki Doge's Palace (Dükler Sarayı) bu meydanda. Venedik bir krallık değil, elitler tarafından seçilen bir Dük tarafından yönetilen Venedik'in tarihteki adı Venedik Cumhuriyeti. Tabi, ortada demokrasi filan yok, zenginlerin dediğinin olduğu bir idare şekli, Dük'ün de çoğunlukla eli kolu bağlı ve hatta Venedik topraklarının dışına çıkma yetkisi bile yok. Düklüğü kendi ailesinde tutmaya çalışan bir çok dük boğazı kesilerek senato tarafında infaz ettirilmiş.


San Marco Bazilikası - Meydanı hafif bir su basması anında

San Marco Meydanı'ndan biraz denize doğru yürüyünce karşınıza iki sütun çıkacak. Burası Venedikliler'in arasından geçmeyi uğursuzluk saydığı yer, çünkü idamlar burada gerçekleştirilirmiş.

Sütunların sağında, meşhur Ponte dei Sospiri yani Ahlar Köprüsü var. Bu köprünün içinden de geçeceksiniz; çünkü Dükler Sarayı'nı zindana bağlayan köprü burası. Rivayete göre, ağır suçları olan ama idam edilmeyerek bir daha çıkmamak üzere zindana götürülen tutsaklar, son kez buradan Venedik'in manzarasına bakarak iç geçirdiği için bu isim verilmiş.

Yukarıda saydığım dört müzeyi Venezia Unica kart alarak 21 € gezebiliyorsunuz. Üzerine 3 € daha koyarsanız, kartınıza Ca Rezzonico, Palazzo Mocenigo, Fontego dei Turchi, Murano'da Cam Müzesi ve Burano'daki Dantel Müzesi de ekleniyor. Müze gezmeyi sevenler için daha mantıklı oluyor.


Meydandaki Çan Kulesi'nin tepesine çıkabiliyorsunuz, fiyatı 8 €. Yukarıdan manzaraya bakınca şehrin küçük kanalları kayboluyor ve sadece grand canal'ı görüyoruz. Kış olduğu için kule neredeyse bomboştu ve bütün manzara bize kaldı. Ancak soğuktan donduğumuz için pes edip asansörle aşağı iniyoruz. İndikten kısa bir süre sonra çanlar inanılmaz bir gürültüyle çalmaya başlıyor. Saat başlarına denk gelmemekte fayda var. Bu arada kule, savaşlar sırasında zarar gördüğü için epey yenilenmiş tekrardan yapılmış. Eski çanları duruyor; ancak sabitlenmişler. Zamanında çanların ayrı bir fonksiyonu varmış, biri ibadet saatleri için çalınırken, öbürü infaz yapılacağını duyurmak için çalınırmış.


Bu saydıklarımın dışında kanalın üzerinde bir çok saray ve kilise var gezilecek. Hepsinin giriş ücreti ayrı. Kiliselerin çoğuna giriş ücretli. Ca D'Oro da Damien Hirst gibi çağdaş sanatçıların sergisini görmek mümkün. Peggy Guggenheim Müzesi'nde ise 20. yüzyıl modern sanatına dair yoğun bir koleksiyon mevcut.

Velhasıl, bizim gibi üç günlüğüne gidince, hem şehri gezeyim, hem o adaya gideyim, hem bütün müzeleri gezeyim olmuyor. Sabahtan akşama kadar hiç mola vermeden dolanmamıza rağmen çoğu şeye vaktimiz yetmedi.

Venedik'i görmediyseniz ve gidebilecek durumdaysanız, durmayın gidin; çünkü Venedik batıyor.

Venedik maalesef her yıl 2 mm olduğu iddia edilen miktarda batıyor, genel kanı bu miktarın artık daha fazla olduğu yönünde. Deniz seviyesinin küresel iklim değişikliğiyle yükselmesi ve büyük cruise gemileri bu süreci hızlandırmakta. Şehirdeki binaların büyük bir kısmının giriş katları terk edilmek zorunda kalınmış. Giriş katları iptal olan evlerin üst katlarını halen kullanmaya çalışıyorlar ve suyun yükseldiği durumda Adriyatik üzerinden denize set çekecek olan ütopik bir projeye çok pahalı bir yatırım yapılmakta; ancak sonuç alınıp alınamayacağı belli değil.


Bir de aqua alta sorunsalı var. Rüzgarın deniz akıntısında yaptığı etki ve yine cruise gemileri sebebiyle, gün içinde deniz seviyesinde değişiklik görülüyor ve su bir bakmışsınız 10 santim yükselmiş oluyor. Önceki akşam dolaştığınız sokakların suyun içine gömüldüğünü görünce hemen fotoğraf makinemize sarılıyoruz; bir yandan da içimiz cız ediyor hem bu tarihi şehir için, hem de burada hala yaşamaya çalışan insanlar için.

Venedik iddia edildiği kadar pahalı değil. Avrupa döviz kurundan ötürü her türlü zaten çok pahalı ve Venedik'te fiyatlar kesinlikle Avrupa ortalamasının üzerinde değil. Konaklamanızı Lido Adası veya Mestre yönünde kullanarak ucuza getirin, müzeler için de şehirdeki vapur gişelerinden Venezia Unica Card ve günlük Vaporetto biletinizi alın. Euro'yu 5 ile çarpsanız bile hayatta kalırsınız. Ancak Venedik tüm bu güzelliğine rağmen, hadi yerleşelim dediğimiz şehirlerden değil; burada turizm dışında yapılabilecek hiçbir iş yok ve şehirdeki nüfus her geçen gün azalıyor.

#İtalyaGezisi #VenedikGeziRehberi #VenedikGezisi #SanMarcoBazilikası #SanMarcoMeydanı #MuranoAdası #BuranoAdası #Venedik #İtalyaGeziRehberi #Adriyatik