DOĞU KARADENİZ GEZİSİ: LAZ ALPLERİ


Türkiye’de bir yerin doğal halinde korunabilmesi için, oraya giden yolun iyileştirilmemesi gerekiyor. Doğu Karadeniz Bölgesi de hem yerli hem de Arap turizminden yeterince payını almış olduğundan, kendimize bu bölgedeki zorlu rotalardan bir yer bakınmaya başladık.

Baktıkça da gördük ki gitmek istediğimiz yerlere giden yollar gerçekten kötü, imkanlar limitli. Tur düşmanı ben, kendi başımıza gidersek, görmek istediğimiz yerleri göremeyeceğimizi anlayıp durumu kabullendim.

Bölgeyi en iyi bilen tur firmalarından biri Bukla. Kafa olarak da daha uyumlu olacağımızı düşünerek Bukla Tur ile yola çıkmaya karar verdik.

Tur rotamız ana hatlarıyla yaylalardan oluşuyor. Sal, Pokut, Gito, Badara ve Elevit Yaylarına gideceğiz. Bir de Palovit Şelalesi, Zil Kale, Çinçiva ve yol üstünde de diğer köylere uğrayacağız. Yazı başlıklarını aynı rota üzerindeki yerler olarak toparlamaya çalıştım.


Sal ve Pokut Yaylaları

Sal ve Pokut kabaca 2100 metre yükseklikte. Ekim ayında sezon neredeyse bitmiş oluyor. Biz gitmeden 2 gün önce düşen kar şimdiden 30 santime ulaşmış. Yollar güzel havada çıkmak için bile zorlu. İstanbul için 0,90 şerit genişliğindeki yol gidiş-geliş, hani şu aşağıya bakınca tekeri boşa çıkıyormuş gibi gösteren o güzel yollardan. Üstelik de toprak yol ve dağdan eriyen su her taraftan aktıkça bir güzel çamurlaşıyor. Tekerleri traktörden hallice, 6 çekerli aracımıza zincir takmamıza rağmen 1800 metre rakımdan sonra buz riskli gözüküyor, bu noktada aracımızla vedalaşıp son 300 metre yüksekliği buzlarla mücadele ederek tırmanıyoruz.

Yeşil görmeyi umduğumuz yaylalar, bembeyaz kar altında; ancak karlı oluşuyla Kaçkar Dağı’nın manzarası hepten güzelleşiyor. Pokut Yaylası’ndan Sal Yaylası’na ormanın içinden geçen yolu kullanarak yürüyerek ulaşmak mümkün. Yaylalardaki sessizlik ve inziva hissi gerçekten muhteşem. Sezon sonunda olduğumuz için de etraf epey boş, çok az turist var. Hatta yayla halkı bile çoktan geri dönmüş köyüne. Boşluğun bir artısı da 0,90 şeritlik yolda giderken karşımızdan çok az aracın geliyor oluşu, yoksa bir de karşılıklı yol verme mücadelesi oluyor.

Pokut’ta bir çay molası veriyoruz. Buranın esnafı, hatta halkı, ziyaretçilerden para kazansa da, turist olarak gelen bizleri pek sevmiyorlar. Kibar olun ve kafaya takmayın. Adamlar beş sene öncesine kadar kimsenin gelmediği bu zorlu yaylalara saklanmışlar, tabi ki etrafta kalabalık istemiyorlar. Zaten yaylada bir şeyler yiyip içebileceğiniz sayılı yer var, hoş görün yoksa aç kalırsınız : )



Gito ve Badara Yaylaları

Gito ve Badara da aynı şekilde 2100 metre yükseklik civarlarında. Buraya giden yolun daha iyi olduğunu söylüyor sevgili rehberimiz. Şoförümüz de aynı fikirde. Biz 15 kişilik tur ekibi olarak bu yolun daha kötü olduğuna karar verdik. Pokut ve Sal’a çıkan yol çok virajlı ve virajlar gerçekten çok keskin; ancak Gito ve Badara’ya çıkan yolun genişliği 0,80 şerit gibi ve yolda daha fazla göçük var. Heyelan tehlikesiyle birleşince biz ekipçe bu yolda daha çok korktuk. Gito ile Badara’yı birbirine bağlayan yol araçla 15 – 20 dakika kadar sürüyor ve düzlük toprak yol.

Gito Yaylası’nda hem düzlük alan az olduğundan hem de birbirine benzemeyen çok fazla kütük ev yapıldığından ben yaylanın kendisini pek sevemedim. Ortantısız yapılaşmış gözüktü bana. Ancak burası manzara noktası olarak çok güzel. Kaçkarlar boydan boya karşımızda duruyor.

Badara Yaylası, yapılaşma anlamında Gito’dan daha bakir. Ufacık bir göleti var, muhtemelen hayvanların su ihtiyacı için yapılmış. Badara’daki tepeye çıkarsanız, hava da berrak ise Karadeniz ve ardında Rusya gözüküyor. Hatta biz Elbruz Dağı’nı bile gördük çıktığımız tepecikten. Elbruz Dağı Avrupa’nın en yüksek noktası.

Badara Yaylası’nda yöre halkının ziyaretçilere yemek hizmeti verdiği evlerden birine oturuyoruz. 2000 metre yüksekliğe çıktıktan sonra hayatta kalabilen tek bitki kara lahana. O yüzden burada nereye gitsek kara lahananın ya çorbasını ya da dolmasını bulmak mümkün. Bir de çay tabi. Gittiğimiz her yerde önümüze hemen birer çay geliyor. Normalde pek çay içmeyen biri olarak, yayla dönüşlerinde Çinçiva Köyü’ne inmemiz büyük bir lüks oluyor. Çinçiva’da telefonumuzla hiçbir sinyal alamazken, Moda’dakilerden farkı olmayan bir kahvecide (üstelik wi-fi da var burada) sıcak bir mola veriyoruz.



Badara Yaylası

Elevit Yaylası ve Çat Kötü

Elevit’in rakımı 1800 metre. Buraya virajlı yollarla değil, ağır ağır çıkıyorsunuz. Yollar da daha geniş. Bu şekilde olduğu için, buraya kendi kullandığınız bir araçla da çıkmak mümkün. Bana göre yine yüksek araç kullanmanız lazım; yoksa aracın altını vurma ihtimaliniz yüksek. Elevit Yaylası diğer yaylalardaki gibi dünyanın tepesindeymişsiniz hissini vermiyor, etrafı dağlarla daha sıkı sarılmış. Yine de benim favori yaylalarımdan birisi burası oluyor. Yayla daha düzlük, köy daha kendi halinde, evler birbiriyle daha uyumlu ve dağlardan akan buz gibi su yaylanın ortasından akıp geçiyor.

Elevit Yaylası’ndan sonra yol üzerinde sayılabilecek Çat Köyü’ne uğruyoruz. Köy diyorum diye buralarda büyük bir nüfus var sanılmasın bu arada. Bölgedeki en büyük köy 5000 nüfusluymuş; hem Ermenice hem de Lazca ayrı isimleri olan o köyün adını bir türlü öğrenemedik. Çat Köyü’nde ise toplasan 15 tane filan ev vardı.

Biz pek kalabalık ya da hiç gürültülü bir grup olmadığımız halde, köyün merasına adımımızı basar basmaz camdan çıkan birkaç kişi köylerini terk etmemizi söyledi. Mera kendilerine ait değil bu arada, herhangi bir devlet arazisi, bu mevsimde üzerinde ot da yoktu. Ancak dediğim gibi buralar da yabancıları pek istemiyorlar. Bir bakıma haklılar da, Türkiye’de turizm maalesef çok kontrolsüz ilerliyor. Fırtına Vadisi’nin girişinde yeni dikilen binalara baktıkça biz de epey üzüldük. Ancak kontrolsüzlüğün faturasını ziyaretçilere kesmek doğru değil. Benim gördüğüm kadarıyla bu bölgede hâlâ hiçbir denetim yok. Bu sebepten halk kendi arazisini kendi denetimiyle abuk şekillerde korumaya çalışıyor.


Elevit Yaylası


Elevit Yaylası

Zil Kale ve Palovit Şelalesi

Zil Kale bölgedeki en büyük kalelerden biri. 13. Yüzyıldan kaldığı düşünülen kale, deniz seviyesinden 750 metre yükseklikte yer alıyor. Kendisinden çok manzarası ilgi çekici. Girişi 3 TL, bence manzarayı görmek için gidilir. Zaten Fırtına Vadisi’ndeki ana yol üzerinde, gitmesi oldukça kolay.

Palovit Şelalesi ise Rize’nin en yüksek debili şelalesi. 15 metre yükseklikten akıyor. Buraya giden yol daki doğa manzarası da yine çok güzel. Rize’ye kadar gelmişken kesinlikle gidilmeli. Zil Kale’ye giden yolu takip ederek ulaşıyorsunuz.



Son olarak, Doğu Karadeniz'e Giderken Bilmeniz gereken hayati şeyleri özetlediğim notlara bakmanız isterseniz buraya tık tık.

Daha fazla fotoğraf görmek için instagram hesabına tık tık.

#Karadeniz #KaradenizGezisi #DoğuKaradeniz #SalYaylası #PokutYaylası #GitoYaylası #BadaraYaylası #PalovitŞelalesi #ZilKale #LazAlpleri